karahaber24

Gerçeği 24 Saat Takip Et!
İBB davasında 10’uncu duruşma

diye soran Çalık, bir süre sağlık personelini kırmamak için bu uygulamalara izin verdiğini ancak daha sonra buna tepki gösterdiğini anlattı. Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini bozduğunu ifade eden Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla takip edildiğini, bu durumun kendisini olumsuz etkilediğini söyledi. Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor. Duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alındı. Çalık’ın savunması 5 saat sürdü. Çalık, savunmasında son dönemde ailesel ve sağlık sorunları yaşadığını belirterek, bu süreçlere girmeyeceğini ifade etti. İzmir’in Buca ilçesinde, bulunduğu yerden 600 kilometre uzakta tutuklu olarak yargılandığını söyleyen Çalık, yaklaşık bir yıldır özgürlüğünden mahrum olduğunu ancak inancını kaybetmediğini dile getirdi. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda hiçbir karanlık ayakta kalamaz” diyen Çalık, tek talebinin hakikatin ortaya çıkması olduğunu vurguladı. “Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor” Dosyada “etkin pişmanlık” kapsamında yer alan beyanlara değinen Çalık, bu ifadelerin çelişkili olduğunu savundu. “Bir yalan başka bir yalanı yalanlıyor, bir çelişki diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor” diyen Çalık, somut ve kesin delillerle desteklenmeyen iddialarla mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını ifade etti. Avukatlarının bu çelişkileri tek tek ortaya koyacağını belirten Çalık, “Yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır” dedi. “Hukuksuz hiçbir işin içinde olmadım” Görev yaptığı dönemlere ilişkin açıklamalarda bulunan Çalık, başkan danışmanlığı ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince hukuksuz hiçbir işin içinde olmadığını söyledi. Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı tek bir kararda yer almadığını ifade eden Çalık, “Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Doğruluğu kendime pusula edindim” dedi. Görevi bir emanet olarak gördüğünü belirten Çalık, yaptıklarını şöhret ya da alkış için değil, çocukların daha iyi bir gelecekte yaşaması için gerçekleştirdiğini kaydetti. “Hiçbir evrakı okumadan imzalamam” Görev anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çalık, önüne gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamadığını belirtti. “Alt metnini bilmeden hiçbir belgenin altına ismimi koymam” diyen Çalık, bu nedenle birlikte çalıştığı kişilerin zaman zaman zorlandığını ifade etti. Beylikdüzü’nü bir görev alanı değil, “evladı” olarak gördüğünü söyleyen Çalık, yöneltilen isnatların hem kendisi hem de ilçe halkı açısından üzüntü verici olduğunu dile getirdi. Sağlık durumuna değindi Savunmasının bir bölümünde sağlık durumuna da değinen Çalık, geçmişte ciddi hastalıklar geçirdiğini belirtti. 2000 yılında lösemi tedavisi gördüğünü, 2008 yılında ise lenfoma nedeniyle iki kez ameliyat olduğunu ifade eden Çalık, bu bilgileri “ajitasyon amacıyla” paylaşmadığını vurguladı. Yoğun bakım sürecinde dahi ailesine moral verdiğini belirten Çalık, tutuklandığı ilk gün sağlık durumunun gündeme getirilmesini istemediğini söyledi. “İzmir’e neden sevk edildiğimi hâlâ bilmiyorum” Çalık, tutukluluğu sırasında İzmir’e sevk edildiğini ancak sevk gerekçesini hâlâ bilmediğini belirtti. Bulunduğu yerden yaklaşık 600 kilometre uzağa gönderildiğini söyleyen Çalık, sevk edildiği gün açık görüş hakkının bulunduğunu da ifade etti. Sevk kararının kendisine ani şekilde bildirildiğini anlatan Çalık, yaşamında ilk kez bir mahkeme karşısında savunma yaptığını, daha önce böyle bir tecrübesi olmadığını dile getirdi. “İzmir’de kısa sürede 25 kilo verdim” İzmir’e sevk edildikten sonra ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirten Çalık, 20-25 gün içinde yaklaşık 25 kilo verdiğini söyledi. Bu süreçte avukatlarının sağlık durumunu gündeme getirdiğini ancak kendisinin başlangıçta buna karşı çıktığını ifade etti. Daha sonra İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildiğini kaydeden Çalık, burada 16 gün boyunca tetkik, tedavi ve biyopsi işlemleri yapıldığını söyledi. İki kez biyopsi uygulandığını, kemik iliği biyopsisinin son derece acılı bir işlem olduğunu belirten Çalık, boynundan da iki kez biyopsi alındığını ve iki ameliyat geçirdiğini anlattı. Doktorların büyüyen nodüllerden şüphelendiğini ifade eden Çalık, kanser ve lenfoma riskinin artabileceğine ilişkin değerlendirmelerin raporlara da yansıdığını söyledi. “Adli Tıp raporları kabul etmedi” Hastane süreçlerinin ardından Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini belirten Çalık, Adli Tıp’ın söz konusu raporları kabul etmediğini ifade etti. Daha sonra şehir hastanesine yönlendirildiğini aktaran Çalık, burada görev yapan çok sayıda doktora teşekkür ettiğini, ancak bazı hekimlerin yaklaşımının kendisinde hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Şehir hastanelerine bakışının değiştiğini belirten Çalık, “Şehir hastanelerinin hasta garantili hastaneler olduğunu biliyordum ama rapor garantili yerler olduğunu bilmiyordum” ifadelerini kullandı. “Adli Tıp’a tam rapor gönderilmedi” Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen belgelerde yalnızca kemik iliği biyopsisinin sonucunun yer aldığını, diğer bulguların rapora yansıtılmadığını öne sürdü. Rahatsızlığının remisyon sınırları içinde olduğunu ancak bu durumun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini ifade eden Çalık, Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nde doktorların kendisine bu süreci ayrıntılı biçimde anlattığını belirtti. Remisyonun, hastalığın kontrol altında tutulduğu ancak sürekli izlenmesi gereken bir tablo olduğunu kaydeden Çalık, hastalığın nüks etmesi halinde blast oranlarının yükseldiğini söyledi. “Değerlerim sürekli düşüktü, sadece son üç gün yazıldı” Şehir hastanesinde 18 gün kaldığını anlatan Çalık, bu süreç boyunca kan değerlerinin sürekli düşük seyrettiğini, nötropeni ve lökopeni gibi hematolojik risklerin bulunduğunu ifade etti. Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nin, yalnızca löseminin nüks etmesi değil, ani ateş, organ yetmezliği ve benzeri komplikasyonlar bakımından da risk bulunduğunu belirten rapor hazırladığını kaydeden Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen raporda ise yalnızca son üç güne ait görece iyileşmiş değerlerin yer aldığını öne sürdü. Çalık, “Değerlerimin düşük olduğu günler değil, son üç günüm yazıldı” diyerek buna tepki gösterdi. “Anayasa Mahkemesi kararına üzüldüm” Avukatlarının Anayasa Mahkemesi’ne de başvurduğunu belirten Çalık, kararın içeriğini okuduğunu ve bu nedenle üzüldüğünü söyledi. Tutukluluk tedbirinin kaldırılmamasına ilişkin değerlendirmeye itiraz etmediğini belirten Çalık, asıl üzüntüsünün kararın ikinci bölümüne ilişkin olduğunu ifade etti. Çalık, Anayasa Mahkemesi’nin rahatsızlıklarının ciddi olduğuna ve maddi-manevi bütünlüğünü koruyacak önlemlerin alınması gerektiğine işaret ettiğini söyledi. “İlaç alımında bile kamerayla takip edildim” Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçüldüğünü belirten Çalık, bunun yetersiz kaldığını savundu. “Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diye soran Çalık, bir süre sağlık personelini kırmamak için bu uygulamalara izin verdiğini ancak daha sonra buna tepki gösterdiğini anlattı. Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini bozduğunu ifade eden Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla takip edildiğini, bu durumun kendisini olumsuz etkilediğini söyledi. Savunmasını şiirle tamamladı: “Umutsuzluk değildi yaşadıklarım” Çalık, savunmasının sonunda kaleme aldığı bir şiiri okuyarak sözlerini tamamladı. İki kitap çıkaracak kadar şiir yazdığını belirten Çalık, savunmasını şu dizelerle bitirdi: Görüş zamanını sınırlasalar da,Hak etmediklerini yaşatsalar da,Önüne zorluklar koysalar da,Çaresizlik değildi yaşadıklarım. Bileklerine kelepçeler taksalar da,Gecenin içinde saklasalar da,Duygularını serbest bıraksalar da,Yalnızlık değildi yaşadıklarım. Demir kapıları kapatsalar da,Günleri sana saydırsalar da,İçinde yangınlar çıkartsalar da,Umutsuzluk değildi yaşadıklarım. “Adaletin mutlaka tecelli edeceğine inanıyorum” Şiirin ardından konuşmasına devam eden Çalık, hakikatin ortaya çıkacağına yürekten inandığını belirterek, adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan güveninin tam olduğunu ifade etti. Yüce Türk adaletine duyduğu saygı gereği tahliyesine karar verilmesini talep eden Çalık, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Özgürlük sadece üç hece. Ama kaybedince ne çok şey anlattığını anlıyorsunuz.” Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davanın duruşmasında tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, 5 saat süren savunmasında, Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçüldüğünü ve bunun yetersiz kaldığını savundu. “Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diye soran Çalık, bir süre sağlık personelini kırmamak için bu uygulamalara izin verdiğini ancak daha sonra buna tepki gösterdiğini anlattı. Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini bozduğunu ifade eden Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla takip edildiğini, bu durumun kendisini olumsuz etkilediğini söyledi. Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor. Duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alındı. Çalık’ın savunması 5 saat sürdü.

Çalık, savunmasında son dönemde ailesel ve sağlık sorunları yaşadığını belirterek, bu süreçlere girmeyeceğini ifade etti. İzmir’in Buca ilçesinde, bulunduğu yerden 600 kilometre uzakta tutuklu olarak yargılandığını söyleyen Çalık, yaklaşık bir yıldır özgürlüğünden mahrum olduğunu ancak inancını kaybetmediğini dile getirdi.

“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda hiçbir karanlık ayakta kalamaz” diyen Çalık, tek talebinin hakikatin ortaya çıkması olduğunu vurguladı.

“Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor”

Dosyada “etkin pişmanlık” kapsamında yer alan beyanlara değinen Çalık, bu ifadelerin çelişkili olduğunu savundu.

“Bir yalan başka bir yalanı yalanlıyor, bir çelişki diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor” diyen Çalık, somut ve kesin delillerle desteklenmeyen iddialarla mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını ifade etti. Avukatlarının bu çelişkileri tek tek ortaya koyacağını belirten Çalık, “Yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır” dedi.

“Hukuksuz hiçbir işin içinde olmadım”

Görev yaptığı dönemlere ilişkin açıklamalarda bulunan Çalık, başkan danışmanlığı ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince hukuksuz hiçbir işin içinde olmadığını söyledi.

Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı tek bir kararda yer almadığını ifade eden Çalık, “Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Doğruluğu kendime pusula edindim” dedi.

Görevi bir emanet olarak gördüğünü belirten Çalık, yaptıklarını şöhret ya da alkış için değil, çocukların daha iyi bir gelecekte yaşaması için gerçekleştirdiğini kaydetti.

“Hiçbir evrakı okumadan imzalamam”

Görev anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çalık, önüne gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamadığını belirtti.

“Alt metnini bilmeden hiçbir belgenin altına ismimi koymam” diyen Çalık, bu nedenle birlikte çalıştığı kişilerin zaman zaman zorlandığını ifade etti.

Beylikdüzü’nü bir görev alanı değil, “evladı” olarak gördüğünü söyleyen Çalık, yöneltilen isnatların hem kendisi hem de ilçe halkı açısından üzüntü verici olduğunu dile getirdi.

Sağlık durumuna değindi

Savunmasının bir bölümünde sağlık durumuna da değinen Çalık, geçmişte ciddi hastalıklar geçirdiğini belirtti.

2000 yılında lösemi tedavisi gördüğünü, 2008 yılında ise lenfoma nedeniyle iki kez ameliyat olduğunu ifade eden Çalık, bu bilgileri “ajitasyon amacıyla” paylaşmadığını vurguladı.

Yoğun bakım sürecinde dahi ailesine moral verdiğini belirten Çalık, tutuklandığı ilk gün sağlık durumunun gündeme getirilmesini istemediğini söyledi.

“İzmir’e neden sevk edildiğimi hâlâ bilmiyorum”

Çalık, tutukluluğu sırasında İzmir’e sevk edildiğini ancak sevk gerekçesini hâlâ bilmediğini belirtti. Bulunduğu yerden yaklaşık 600 kilometre uzağa gönderildiğini söyleyen Çalık, sevk edildiği gün açık görüş hakkının bulunduğunu da ifade etti.

Sevk kararının kendisine ani şekilde bildirildiğini anlatan Çalık, yaşamında ilk kez bir mahkeme karşısında savunma yaptığını, daha önce böyle bir tecrübesi olmadığını dile getirdi.

“İzmir’de kısa sürede 25 kilo verdim”

İzmir’e sevk edildikten sonra ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirten Çalık, 20-25 gün içinde yaklaşık 25 kilo verdiğini söyledi. Bu süreçte avukatlarının sağlık durumunu gündeme getirdiğini ancak kendisinin başlangıçta buna karşı çıktığını ifade etti.

Daha sonra İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildiğini kaydeden Çalık, burada 16 gün boyunca tetkik, tedavi ve biyopsi işlemleri yapıldığını söyledi. İki kez biyopsi uygulandığını, kemik iliği biyopsisinin son derece acılı bir işlem olduğunu belirten Çalık, boynundan da iki kez biyopsi alındığını ve iki ameliyat geçirdiğini anlattı.

Doktorların büyüyen nodüllerden şüphelendiğini ifade eden Çalık, kanser ve lenfoma riskinin artabileceğine ilişkin değerlendirmelerin raporlara da yansıdığını söyledi.

“Adli Tıp raporları kabul etmedi”

Hastane süreçlerinin ardından Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini belirten Çalık, Adli Tıp’ın söz konusu raporları kabul etmediğini ifade etti. Daha sonra şehir hastanesine yönlendirildiğini aktaran Çalık, burada görev yapan çok sayıda doktora teşekkür ettiğini, ancak bazı hekimlerin yaklaşımının kendisinde hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

Şehir hastanelerine bakışının değiştiğini belirten Çalık, “Şehir hastanelerinin hasta garantili hastaneler olduğunu biliyordum ama rapor garantili yerler olduğunu bilmiyordum” ifadelerini kullandı.

“Adli Tıp’a tam rapor gönderilmedi”

Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen belgelerde yalnızca kemik iliği biyopsisinin sonucunun yer aldığını, diğer bulguların rapora yansıtılmadığını öne sürdü.

Rahatsızlığının remisyon sınırları içinde olduğunu ancak bu durumun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini ifade eden Çalık, Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nde doktorların kendisine bu süreci ayrıntılı biçimde anlattığını belirtti.

Remisyonun, hastalığın kontrol altında tutulduğu ancak sürekli izlenmesi gereken bir tablo olduğunu kaydeden Çalık, hastalığın nüks etmesi halinde blast oranlarının yükseldiğini söyledi.

“Değerlerim sürekli düşüktü, sadece son üç gün yazıldı”

Şehir hastanesinde 18 gün kaldığını anlatan Çalık, bu süreç boyunca kan değerlerinin sürekli düşük seyrettiğini, nötropeni ve lökopeni gibi hematolojik risklerin bulunduğunu ifade etti.

Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nin, yalnızca löseminin nüks etmesi değil, ani ateş, organ yetmezliği ve benzeri komplikasyonlar bakımından da risk bulunduğunu belirten rapor hazırladığını kaydeden Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen raporda ise yalnızca son üç güne ait görece iyileşmiş değerlerin yer aldığını öne sürdü.

Çalık, “Değerlerimin düşük olduğu günler değil, son üç günüm yazıldı” diyerek buna tepki gösterdi.

“Anayasa Mahkemesi kararına üzüldüm”

Avukatlarının Anayasa Mahkemesi’ne de başvurduğunu belirten Çalık, kararın içeriğini okuduğunu ve bu nedenle üzüldüğünü söyledi.

Tutukluluk tedbirinin kaldırılmamasına ilişkin değerlendirmeye itiraz etmediğini belirten Çalık, asıl üzüntüsünün kararın ikinci bölümüne ilişkin olduğunu ifade etti. Çalık, Anayasa Mahkemesi’nin rahatsızlıklarının ciddi olduğuna ve maddi-manevi bütünlüğünü koruyacak önlemlerin alınması gerektiğine işaret ettiğini söyledi.

“İlaç alımında bile kamerayla takip edildim”

Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçüldüğünü belirten Çalık, bunun yetersiz kaldığını savundu.

“Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diye soran Çalık, bir süre sağlık personelini kırmamak için bu uygulamalara izin verdiğini ancak daha sonra buna tepki gösterdiğini anlattı.

Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini bozduğunu ifade eden Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla takip edildiğini, bu durumun kendisini olumsuz etkilediğini söyledi.

Savunmasını şiirle tamamladı: “Umutsuzluk değildi yaşadıklarım”

Çalık, savunmasının sonunda kaleme aldığı bir şiiri okuyarak sözlerini tamamladı. İki kitap çıkaracak kadar şiir yazdığını belirten Çalık, savunmasını şu dizelerle bitirdi

Görüş zamanını sınırlasalar da, Hak etmediklerini yaşatsalar da, Önüne zorluklar koysalar da, Çaresizlik değildi yaşadıklarım.

Bileklerine kelepçeler taksalar da, Gecenin içinde saklasalar da, Duygularını serbest bıraksalar da, Yalnızlık değildi yaşadıklarım.

Demir kapıları kapatsalar da, Günleri sana saydırsalar da, İçinde yangınlar çıkartsalar da, Umutsuzluk değildi yaşadıklarım.

“Adaletin mutlaka tecelli edeceğine inanıyorum”

Şiirin ardından konuşmasına devam eden Çalık, hakikatin ortaya çıkacağına yürekten inandığını belirterek, adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan güveninin tam olduğunu ifade etti.

Yüce Türk adaletine duyduğu saygı gereği tahliyesine karar verilmesini talep eden Çalık, sözlerini şu ifadelerle tamamladı

“Özgürlük sadece üç hece. Ama kaybedince ne çok şey anlattığını anlıyorsunuz.”

Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.

İskan için 3.000.000 TL tutarında çek verildiği” yönünde iddiaların da yer aldığını aktaran Çalık, şöyle konuştu: Ancak bu iddialar, resmi belgeler ve muhasebe kayıtları birlikte değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyle ki; ruhsat aşamasında mevzuat gereği terk edilmesi gereken alanlar kamuya devredilmeden ruhsat düzenlenmesi mümkün değildir. Nitekim bu projede de gerekli terk işlemleri yapılmış ve Beylikdüzü’nün önemli alanlarından biri olan, belediyenin karşısındaki çamlık alan belediyemize devredilmiştir. İnşaat sürecinin doğası gereği ağır iş makineleri ve beton mikserleri sahaya girmekte, bu durum yolların bozulmasına ve çevre alanların zarar görmesine yol açmaktadır. Söz konusu kamu alanlarında meydana gelen zararların giderilmesi amacıyla, belediyenin denetimi altında gerekli yol, altyapı ve çevre düzenleme çalışmaları zararın kaynağı olan müteahhit firmaya yaptırılmıştır. Zira zararı giderme yükümlülüğü, zarara sebebiyet veren tarafa aittir. Nitekim Adem Soytekin de beyanında söz konusu 3.000.000 TL’lik ödemenin yol yapımına karşılık verildiğini açıkça ifade etmiştir. “Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan beyanlarda bulunacak; bizi de buraya meze edecekler” Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım. 1 senedir tutukluyum. Niye? Bu arkadaşlar para kazanacaklar, biz de belediye olarak yardım edeceğiz… Daha fazlasını söylemek istemiyorum, beni uyardınız aleyhime dönmesin diye. Ama belli ki bu ‘adi ortaklık’ ismine yakışır şekilde kurulmuş. Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan, yanıltıcı beyanlarda bulunacaklar; bizi de buraya meze edecekler.” “Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum” İddianamede, “Şüpheliler Mehmet Murat Çalık ve Fatih Keleş suçlamaları kabul etmedi” denildiğini, oysa kedisine herhangi bir soru yöneltilmediğini aktaran Çalık, “Ne kollukta ne savcılıkta ne de daha sonra. Fatih Bey’e sorulup sorulmadığını ise bilmiyorum. Yaklaşık bir yıldır tutuklu yargılanıyorum. Bu tür ifadeler, inanın Sayın iddia makamı, bizi gerçekten üzmektedir. Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum. Açıkçası anlatmak istemiyorum, üzülürsünüz diye… Ancak gerçek bu, 12 metrekarelik bir alanın içinde yaşamımı sürdürüyorum. Yatağım, televizyonum, dolabım hepsi aynı alanda. Bu şekilde bir hayat… Elbette, varsa bir kabahatimiz yargılanalım; zaten hiçbir zaman ‘yargılanmayalım’ demedim” şeklinde konuştu. “Evraklar incelenseydi, olayın gerçek mahiyeti iddia makamı tarafından net şekilde anlaşılacaktı” Mehmet Murat Çalık, “Randevu istedim, bir yıl vermediler ve ruhsatı geciktirdiler” iddiasının da gerçek dışı olduğunu, bu iddiaya konu Hamit Demir’in, ruhsat almaya haiz hale 2017’de geldiğini, 30 Haziran 2017 tarihinde proje ruhsat başvurusunun hazır edildiğini anlattı. Çalık, şunları kaydetti: “Yani Ekrem İmamoğlu’yla görüştükten yaklaşık 2 yıl sonra, müteahhit kendi yükümlülüklerini yerine getirerek projesini tamamlamıştır. Yaklaşık 75.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip proje, 28 Temmuz 2017 tarihinde, yani 1 aydan kısa bir sürede ruhsatını almıştır. Ruhsat sürecinde herhangi bir gecikme yoktur. Tamamı resmi kayıtlarla belgelenmiş bu durum, savcılıkça talep edilmesi halinde maddi gerçeğin ortaya konulmasını sağlayacak niteliktedir. Maalesef bu evraklar incelenmiş olsaydı, olayın gerçek mahiyeti iddia makamı tarafından da net bir şekilde anlaşılacak ve belki de takipsizlik kararı verilecekti.” “İddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen rüşvet suçunun işlendiğini iddia ediyor” İbrahim Babacan’ın, Beylikdüzü’nde yapacağı inşaat için sosyal donatı alanı yapılmasının talep edilmesine ilişkin anlattıklarının, iddianamede aleyhine yorumlandığını söyleyen Çalık, şunları söyledi: “İddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen, burada ciddi bir hata olduğunu düşünüyorum, iyi niyetle böyle kabul etmek istiyorum, imar işlem dosyasının askıda tutulması üzerinden rüşvet eyleminin devam ettiği ve yeni bir talep olarak kreş yapılmasının olasılığı üzerinden rüşvet suçunun işlendiğini iddia etmektedir. Bu anlatı gerçeği yansıtmamaktadır. İddia makamı, sanki İbrahim Babacan ile onun planları askıdayken ilave kreş yapmasını talep etmişim; kendisi bana ‘Yer gösterin, ben yapayım’ demiş, ben de ‘Yok, sen bize parayı ver’ demişim gibi bir diyalogdan bahsetmektedir. Asla böyle bir diyalog yaşanmamıştır. Bu sürecin gerçekleştiği tarihler 24 Mart 2025 – 22 Nisan 2025 arasıdır. Yani 19 Mart’ta gözaltına alınmış bir belediye başkanının, Adalet Bakanlığı’nın izni olmadan böyle bir görüşmeyi yapması, hatta rüşvet pazarlığı yürütecek durumda olması imkânsızdır. Askı ve askı indirme tutanakları heyetinizin dikkatine sunulmuştur. İddia makamının bu hususta yanıldığını ve yanıltıldığını düşünüyorum; hakikatin en önemli özelliği asla bükülememesidir. İddia makamının dayandığı diğer husus, Adem Soytekin’in ifadesidir. ‘Babacan Grup tarafından toplam 4.000.000 TL tutarında 12 adet çek verildi.’ Ancak Soytekin, bu çeklerin hangi iş karşılığında verildiğini bilmediğini açıkça belirtmektedir. Buna rağmen iddia makamı, bu çeklerin ruhsat alabilmek amacıyla verilmiş olabileceği varsayımı üzerinden, maddi menfaatin belediye yerine ASOY İnşaat aracılığıyla temin edildiğini ve bunun rüşvet suçunun unsurlarını gizleme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Oysa bu iddiayı destekleyen hiçbir somut delil dosyada yer almamaktadır. Adem Soytekin’in beyanları incelendiğinde, söz konusu çeklerin hangi iş ve işlem karşılığında verildiğine dair tarih, yer, görüşme içeriği veya tarafların hangi kapsamda bir araya geldiğine ilişkin belirgin bir bilgi sunulmadığı görülecektir. “Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yoktur” Dolayısıyla, bu çeklerin rüşvet konusu olduğunu kesin bir dille ifade etmek mümkün değildir. Zira iki özel ticari şirket arasında gerçekleşmiş olan işlemleri bilmem de mümkün değildir. Dosyada maddi menfaat temin ettiğime dair tek bir belge, tek bir delil veya tek bir beyan bulunmamaktadır. Buna rağmen maddi menfaatin irtibatlı kişiler üzerinden temin edildiği şeklindeki değerlendirme soyut kalmıştır. Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yoktur. Hangi müteahhitten, hangi eylem kapsamında, hangi tarihte ve ne miktarda para alındığı belirtilmemiştir; aynı para hareketi bir yerde rüşvet, bir yerde ücret olarak nitelendirilmiştir. Çeklerin hangi iş karşılığı verildiğini bilmediğini bizzat kendisi ifade etmiştir. Bu rüşvet suçunun maddi ve manevi unsuru dosyada somut biçimde ortaya konulamamıştır. Halil Babacan’ın beyanı ise soyut niteliktedir; verdiği çeklerin nereye harcandığını bilmediğini açıkça ifade etmektedir. Dosyada şahsımla para arasında doğrudan, kesin ve inandırıcı bir bağlantı kuran hiçbir delil yoktur. Bu nedenle, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığından 11. eylem yönünden üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.

İskan için 3.000.000 TL tutarında çek verildiği” yönünde iddiaların da yer aldığını aktaran Çalık, şöyle konuştu

Ancak bu iddialar, resmi belgeler ve muhasebe kayıtları birlikte değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyle ki; ruhsat aşamasında mevzuat gereği terk edilmesi gereken alanlar kamuya devredilmeden ruhsat düzenlenmesi mümkün değildir. Nitekim bu projede de gerekli terk işlemleri yapılmış ve Beylikdüzü’nün önemli alanlarından biri olan, belediyenin karşısındaki çamlık alan belediyemize devredilmiştir. İnşaat sürecinin doğası gereği ağır iş makineleri ve beton mikserleri sahaya girmekte, bu durum yolların bozulmasına ve çevre alanların zarar görmesine yol açmaktadır. Söz konusu kamu alanlarında meydana gelen zararların giderilmesi amacıyla, belediyenin denetimi altında gerekli yol, altyapı ve çevre düzenleme çalışmaları zararın kaynağı olan müteahhit firmaya yaptırılmıştır. Zira zararı giderme yükümlülüğü, zarara sebebiyet veren tarafa aittir. Nitekim Adem Soytekin de beyanında söz konusu 3.000.000 TL’lik ödemenin yol yapımına karşılık verildiğini açıkça ifade etmiştir.

“Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan beyanlarda bulunacak; bizi de buraya meze edecekler”

Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım. 1 senedir tutukluyum. Niye? Bu arkadaşlar para kazanacaklar, biz de belediye olarak yardım edeceğiz… Daha fazlasını söylemek istemiyorum, beni uyardınız aleyhime dönmesin diye. Ama belli ki bu ‘adi ortaklık’ ismine yakışır şekilde kurulmuş. Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan, yanıltıcı beyanlarda bulunacaklar; bizi de buraya meze edecekler.”

“Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum”

İddianamede, “Şüpheliler Mehmet Murat Çalık ve Fatih Keleş suçlamaları kabul etmedi” denildiğini, oysa kedisine herhangi bir soru yöneltilmediğini aktaran Çalık, “Ne kollukta ne savcılıkta ne de daha sonra. Fatih Bey’e sorulup sorulmadığını ise bilmiyorum. Yaklaşık bir yıldır tutuklu yargılanıyorum. Bu tür ifadeler, inanın Sayın iddia makamı, bizi gerçekten üzmektedir. Bir yıldır 12 metrekarelik bir odada kalıyorum. Açıkçası anlatmak istemiyorum, üzülürsünüz diye… Ancak gerçek bu, 12 metrekarelik bir alanın içinde yaşamımı sürdürüyorum. Yatağım, televizyonum, dolabım hepsi aynı alanda. Bu şekilde bir hayat… Elbette, varsa bir kabahatimiz yargılanalım; zaten hiçbir zaman ‘yargılanmayalım’ demedim” şeklinde konuştu.

“Evraklar incelenseydi, olayın gerçek mahiyeti iddia makamı tarafından net şekilde anlaşılacaktı”

Mehmet Murat Çalık, “Randevu istedim, bir yıl vermediler ve ruhsatı geciktirdiler” iddiasının da gerçek dışı olduğunu, bu iddiaya konu Hamit Demir’in, ruhsat almaya haiz hale 2017’de geldiğini, 30 Haziran 2017 tarihinde proje ruhsat başvurusunun hazır edildiğini anlattı. Çalık, şunları kaydetti

“Yani Ekrem İmamoğlu’yla görüştükten yaklaşık 2 yıl sonra, müteahhit kendi yükümlülüklerini yerine getirerek projesini tamamlamıştır. Yaklaşık 75.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip proje, 28 Temmuz 2017 tarihinde, yani 1 aydan kısa bir sürede ruhsatını almıştır. Ruhsat sürecinde herhangi bir gecikme yoktur. Tamamı resmi kayıtlarla belgelenmiş bu durum, savcılıkça talep edilmesi halinde maddi gerçeğin ortaya konulmasını sağlayacak niteliktedir. Maalesef bu evraklar incelenmiş olsaydı, olayın gerçek mahiyeti iddia makamı tarafından da net bir şekilde anlaşılacak ve belki de takipsizlik kararı verilecekti.”

“İddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen rüşvet suçunun işlendiğini iddia ediyor”

İbrahim Babacan’ın, Beylikdüzü’nde yapacağı inşaat için sosyal donatı alanı yapılmasının talep edilmesine ilişkin anlattıklarının, iddianamede aleyhine yorumlandığını söyleyen Çalık, şunları söyledi

“İddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen, burada ciddi bir hata olduğunu düşünüyorum, iyi niyetle böyle kabul etmek istiyorum, imar işlem dosyasının askıda tutulması üzerinden rüşvet eyleminin devam ettiği ve yeni bir talep olarak kreş yapılmasının olasılığı üzerinden rüşvet suçunun işlendiğini iddia etmektedir. Bu anlatı gerçeği yansıtmamaktadır. İddia makamı, sanki İbrahim Babacan ile onun planları askıdayken ilave kreş yapmasını talep etmişim; kendisi bana ‘Yer gösterin, ben yapayım’ demiş, ben de ‘Yok, sen bize parayı ver’ demişim gibi bir diyalogdan bahsetmektedir. Asla böyle bir diyalog yaşanmamıştır. Bu sürecin gerçekleştiği tarihler 24 Mart 2025 – 22 Nisan 2025 arasıdır. Yani 19 Mart’ta gözaltına alınmış bir belediye başkanının, Adalet Bakanlığı’nın izni olmadan böyle bir görüşmeyi yapması, hatta rüşvet pazarlığı yürütecek durumda olması imkânsızdır. Askı ve askı indirme tutanakları heyetinizin dikkatine sunulmuştur. İddia makamının bu hususta yanıldığını ve yanıltıldığını düşünüyorum; hakikatin en önemli özelliği asla bükülememesidir.

İddia makamının dayandığı diğer husus, Adem Soytekin’in ifadesidir. ‘Babacan Grup tarafından toplam 4.000.000 TL tutarında 12 adet çek verildi.’ Ancak Soytekin, bu çeklerin hangi iş karşılığında verildiğini bilmediğini açıkça belirtmektedir. Buna rağmen iddia makamı, bu çeklerin ruhsat alabilmek amacıyla verilmiş olabileceği varsayımı üzerinden, maddi menfaatin belediye yerine ASOY İnşaat aracılığıyla temin edildiğini ve bunun rüşvet suçunun unsurlarını gizleme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Oysa bu iddiayı destekleyen hiçbir somut delil dosyada yer almamaktadır. Adem Soytekin’in beyanları incelendiğinde, söz konusu çeklerin hangi iş ve işlem karşılığında verildiğine dair tarih, yer, görüşme içeriği veya tarafların hangi kapsamda bir araya geldiğine ilişkin belirgin bir bilgi sunulmadığı görülecektir.

“Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yoktur”

Dolayısıyla, bu çeklerin rüşvet konusu olduğunu kesin bir dille ifade etmek mümkün değildir. Zira iki özel ticari şirket arasında gerçekleşmiş olan işlemleri bilmem de mümkün değildir. Dosyada maddi menfaat temin ettiğime dair tek bir belge, tek bir delil veya tek bir beyan bulunmamaktadır. Buna rağmen maddi menfaatin irtibatlı kişiler üzerinden temin edildiği şeklindeki değerlendirme soyut kalmıştır. Adem Soytekin’in beyanlarında da tarafıma yönelik doğrudan bir suç isnadı yoktur. Hangi müteahhitten, hangi eylem kapsamında, hangi tarihte ve ne miktarda para alındığı belirtilmemiştir; aynı para hareketi bir yerde rüşvet, bir yerde ücret olarak nitelendirilmiştir. Çeklerin hangi iş karşılığı verildiğini bilmediğini bizzat kendisi ifade etmiştir. Bu rüşvet suçunun maddi ve manevi unsuru dosyada somut biçimde ortaya konulamamıştır. Halil Babacan’ın beyanı ise soyut niteliktedir; verdiği çeklerin nereye harcandığını bilmediğini açıkça ifade etmektedir. Dosyada şahsımla para arasında doğrudan, kesin ve inandırıcı bir bağlantı kuran hiçbir delil yoktur. Bu nedenle, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığından 11. eylem yönünden üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davanın duruşmasında savunması alınan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, hakkındaki iddialara tek tek yanıt verdi, resmi belgelerin incelenmesi halinde suçlamaların dayanaksız olduğunun ortaya çıkacağını, kendisine yönelik suçlamaların somut delillere dayanmadığını belirtti. Çalık, “Dosyada hakkımda soyut iddialardan başka, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, kesin ve yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım” dedi. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor. Duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alınıyor. Murat Çalık, iddianamede “Eylem 2” olarak geçen “Kübist” isimli projeyle ilgili iddialara yanıt verdi. İddianamede, “Kübist projesinin iskan alamadığı, bu nedenle Metin Gül’ün rüşvet vermeye zorlandığı”nın iddia edildiğini belirten Çalık, projeyle ilgili resmi belgeleri mahkemeye sunduğunu, resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığının görüleceğini ifade etti. Çalık, projelerin iskan ve ruhsat süreçlerinin tamamen teknik konular olduğunu aktararak, “İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bu projeye ait yapı ruhsatı, 24 Ocak 2008 tarihinde Gürpınar Belediyesi’nden, dönemin Belediye Başkanı Velittin Küçük zamanında alınmıştır. Daha sonra yapı ruhsatı tadilat görmüş ve 23 Mart 2009 tarihinde, yine Velittin Küçük’ün belediye başkanı olduğu dönemde tadilat ruhsatı alınmıştır. Ardından iş bitirme belgesi, 13 Mart 2014 tarihinde bu kez Beylikdüzü Belediyesi tarafından, Yusuf Uzun’un belediye başkanı olduğu dönemde verilmiştir” diye konuştu. Projeyle ilgili iskan süreçlerini anlatan Çalık, “Metin Gül’ün beyan ettiği gibi iskanın verilmemesi ya da gerçeğe aykırı gerekçelerle bekletilmesi söz konusu değildir” dedi. “Bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına aykırı” “Metin Gül’ün İskan belgesinin alınabilmesi için daire devri yaptığına” ilişkin iddiaları da reddeden Çalık, “İskan 23 Mart 2015 tarihinde alınmıştır. Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 2016 tarihinde daire devirlerinin yapıldığı görülmektedir. İskan verilmiş, süreç tamamlanmış ve dosya kapanmıştır. Bu kadar süre sonra yapılan bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir” ifadelerini kullandı. Murat Çalık, Adem Soytekin’in ifadesinde yer alan “beton kalitesi ve statik problemlere” ilişkin iddialarını da “Bu iddiaların hiçbiri bizim görev yaptığımız dönemle ilgili değildir. Ruhsat ve tadilat ruhsatı Gürpınar Belediyesi döneminde verilmiş, iş bitirme belgesi ise Yusuf Uzun döneminde düzenlenmiştir” dedi. “Mülkiye Başmüfettişleri, teknik bilirkişiler tarafından da incelendi, yapının projeye uygun olduğu tespit edildi” Kübist projesine ilişkin imar dosyası ve yapı kullanma sürecinin yalnızca belediye iç yazışmalarıyla değil, İBB müfettişleri, Mülkiye Başmüfettişleri ve teknik bilirkişiler tarafından da incelendiğini, yapının projeye uygun olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Çalık, “İstanbul Valiliği’nin 23 Haziran 2015 tarihli makam oluru ile başlatılan inceleme kapsamında, 30 Temmuz 2015 tarihli ön inceleme raporunda da herhangi bir mevzuat aykırılığı veya kamu zararına yol açan bir işlem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle ilgili belediye görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiştir. Ayrıca dosyaya sunulan teknik raporlarda beton değerlerinin C40–C45 aralığında olduğu ve bu değerlerin deprem yönetmeliği ile TSE standartlarının üzerinde bulunduğu görülmektedir” bilgisini verdi. Çalık, “Dosyada hakkımda soyut iddialardan başka, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, kesin ve yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle Eylem 2 bakımından da üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” ifadesini kullandı. “Tapu kayıtları incelendiğinde, Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açık” Hasan İmamoğlu’na daire verilmesini istediği” iddialarını da yanıtlayan Çalık, şunları söyledi: “Konuyla ilgili çok sayıda kişinin beyanı bulunmakta ve bu beyanlar birbiriyle çelişmektedir. Hasan İmamoğlu’na daire devri yönünde tarafımdan herhangi bir talimat veya yönlendirme söz konusu değildir. Daire devri iddiasına ilişkin olarak dosyada birçok çelişki bulunmaktadır. Hasan İmamoğlu’nun söz konusu taşınmazları ticari ilişki çerçevesinde satın aldığı açık ve net bir şekilde ortadadır. Ayrıca birçok ifade, ‘Adem Soytekin’e devrettiğimiz dairelerin Hasan İmamoğlu’na geçtiğini duyduk’ şeklindedir. Oysa Adem Soytekin’e devredildiği iddia edilen taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açıkça görülecektir. Bu durum, söz konusu beyanların yanıltıcı olduğunu ortaya koymaktadır.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davanın duruşmasında savunması alınan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, hakkındaki iddialara tek tek yanıt verdi, resmi belgelerin incelenmesi halinde suçlamaların dayanaksız olduğunun ortaya çıkacağını, kendisine yönelik suçlamaların somut delillere dayanmadığını belirtti. Çalık, “Dosyada hakkımda soyut iddialardan başka, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, kesin ve yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor. Duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alınıyor.

Murat Çalık, iddianamede “Eylem 2” olarak geçen “Kübist” isimli projeyle ilgili iddialara yanıt verdi. İddianamede, “Kübist projesinin iskan alamadığı, bu nedenle Metin Gül’ün rüşvet vermeye zorlandığı”nın iddia edildiğini belirten Çalık, projeyle ilgili resmi belgeleri mahkemeye sunduğunu, resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığının görüleceğini ifade etti.

Çalık, projelerin iskan ve ruhsat süreçlerinin tamamen teknik konular olduğunu aktararak, “İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bu projeye ait yapı ruhsatı, 24 Ocak 2008 tarihinde Gürpınar Belediyesi’nden, dönemin Belediye Başkanı Velittin Küçük zamanında alınmıştır. Daha sonra yapı ruhsatı tadilat görmüş ve 23 Mart 2009 tarihinde, yine Velittin Küçük’ün belediye başkanı olduğu dönemde tadilat ruhsatı alınmıştır. Ardından iş bitirme belgesi, 13 Mart 2014 tarihinde bu kez Beylikdüzü Belediyesi tarafından, Yusuf Uzun’un belediye başkanı olduğu dönemde verilmiştir” diye konuştu.

Projeyle ilgili iskan süreçlerini anlatan Çalık, “Metin Gül’ün beyan ettiği gibi iskanın verilmemesi ya da gerçeğe aykırı gerekçelerle bekletilmesi söz konusu değildir” dedi.

“Bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına aykırı”

“Metin Gül’ün İskan belgesinin alınabilmesi için daire devri yaptığına” ilişkin iddiaları da reddeden Çalık, “İskan 23 Mart 2015 tarihinde alınmıştır. Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 2016 tarihinde daire devirlerinin yapıldığı görülmektedir. İskan verilmiş, süreç tamamlanmış ve dosya kapanmıştır. Bu kadar süre sonra yapılan bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir” ifadelerini kullandı.

Murat Çalık, Adem Soytekin’in ifadesinde yer alan “beton kalitesi ve statik problemlere” ilişkin iddialarını da “Bu iddiaların hiçbiri bizim görev yaptığımız dönemle ilgili değildir. Ruhsat ve tadilat ruhsatı Gürpınar Belediyesi döneminde verilmiş, iş bitirme belgesi ise Yusuf Uzun döneminde düzenlenmiştir” dedi.

“Mülkiye Başmüfettişleri, teknik bilirkişiler tarafından da incelendi, yapının projeye uygun olduğu tespit edildi”

Kübist projesine ilişkin imar dosyası ve yapı kullanma sürecinin yalnızca belediye iç yazışmalarıyla değil, İBB müfettişleri, Mülkiye Başmüfettişleri ve teknik bilirkişiler tarafından da incelendiğini, yapının projeye uygun olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Çalık, “İstanbul Valiliği’nin 23 Haziran 2015 tarihli makam oluru ile başlatılan inceleme kapsamında, 30 Temmuz 2015 tarihli ön inceleme raporunda da herhangi bir mevzuat aykırılığı veya kamu zararına yol açan bir işlem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle ilgili belediye görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiştir. Ayrıca dosyaya sunulan teknik raporlarda beton değerlerinin C40–C45 aralığında olduğu ve bu değerlerin deprem yönetmeliği ile TSE standartlarının üzerinde bulunduğu görülmektedir” bilgisini verdi.

Çalık, “Dosyada hakkımda soyut iddialardan başka, her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, kesin ve yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle Eylem 2 bakımından da üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” ifadesini kullandı.

“Tapu kayıtları incelendiğinde, Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açık”

Hasan İmamoğlu’na daire verilmesini istediği” iddialarını da yanıtlayan Çalık, şunları söyledi

“Konuyla ilgili çok sayıda kişinin beyanı bulunmakta ve bu beyanlar birbiriyle çelişmektedir. Hasan İmamoğlu’na daire devri yönünde tarafımdan herhangi bir talimat veya yönlendirme söz konusu değildir. Daire devri iddiasına ilişkin olarak dosyada birçok çelişki bulunmaktadır. Hasan İmamoğlu’nun söz konusu taşınmazları ticari ilişki çerçevesinde satın aldığı açık ve net bir şekilde ortadadır. Ayrıca birçok ifade, ‘Adem Soytekin’e devrettiğimiz dairelerin Hasan İmamoğlu’na geçtiğini duyduk’ şeklindedir. Oysa Adem Soytekin’e devredildiği iddia edilen taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, Hasan İmamoğlu’na herhangi bir devir gerçekleşmediği açıkça görülecektir. Bu durum, söz konusu beyanların yanıltıcı olduğunu ortaya koymaktadır.”

İki kez kanseri atlatan ve defalarca hastaneye yatırılmasına karşın tahliye edilmeyen Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, bir yıl sonra ilk kez hâkim karşısına çıktı. Çalık, savunmasında şunları kaydetti: “Kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen suç örgütüne üye olduğum doğrudan kendisine bağlı olduğum iddia edilmektedir. Soruşturma aşamasında irtikapla suçlanırken ardından rüşvet suçuna ilişkin 7 ayrı vaka tarafıma isnat edilmiştir. Belediyelerimizin suç örgütü olarak nitelendirilmesini çok yanlış bulduğumu belirterek başlamak isterim. Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur. Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri… Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir. Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim. Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim

İki kez kanseri atlatan ve defalarca hastaneye yatırılmasına karşın tahliye edilmeyen Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, bir yıl sonra ilk kez hâkim karşısına çıktı.

Çalık, savunmasında şunları kaydetti

“Kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen suç örgütüne üye olduğum doğrudan kendisine bağlı olduğum iddia edilmektedir.

Soruşturma aşamasında irtikapla suçlanırken ardından rüşvet suçuna ilişkin 7 ayrı vaka tarafıma isnat edilmiştir.

Belediyelerimizin suç örgütü olarak nitelendirilmesini çok yanlış bulduğumu belirterek başlamak isterim.

Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur.

Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri… Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir. Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim.

Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunma yaptı. Şanlıoğlu, savunmasında şunları kaydetti: “Soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan tüm iş ve işlemler, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiştir. Bu soruşturmanın başından itibaren dosyaya erişim hakkımız kısıtlanmış, soruşturma yaygın tabirle gizli olarak yürütülmüştür. Ancak iddianame 11 Kasım 2025 tarihinde Sayın Mahkemenize sunulduğunda, henüz mahkemenizce kabul değerlendirilmesi yapılmadan, dolayısıyla gizlilik devam ederken bir basın toplantısıyla bu iddianame gazetecilere dağıtılmıştır. Biz müdafiler, süreç boyunca müvekkilimizin ifadesi dışında hiçbir belgeye erişemezken; gerçek olup olmadığı belli olmayan ifadeler —ki burada müvekkilin ailesine dair sorular soruluyor ama cevap veremiyoruz—, arama ve el koyma tutanakları ile iddianamedeki iddialar televizyon kanallarında ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bu nedenle hukuka aykırı bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindeyiz. Tatbik edilen yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin tamamı anayasaya, özellikle de “ölçülülük” ilkesine aykırıdır. Böyle bir soruşturma sonucunda hazırlanan eldeki iddianame, sağlıklı bir yargılamaya elverişli değildir. İddianamenin iç tutarlılığı ile bir iddianameden beklenen asgari dil ve hukuki temellendirme bu metinde bulunmamaktadır. Şu an hepimizde iki farklı iddianame var: Birisi savcılık tarafından basına sızdırılan, diğeri ise imzalı olarak dosyada bulunan metin. Bu iki metin aynı değil efendim, sayfa sayıları bile farklı. Aynı iddianamede müvekkilin örgüt yöneticisi olarak zikredildiği ve TCK 220/5 uyarınca sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülen fiiller var; ancak hem giriş hem sonuç bölümünde “üye” sıfatıyla cezalandırılması istenmekte. 13 eylemin tamamında durum böyledir. Bazı eylemlerde şüpheli listesinde adı geçen ve somut fiil isnat edilen kişiler hakkında sonuç bölümünde cezalandırma talebi yoktur. Eylemlerin değerlendirilmesinde görev tanımı ve yetki alanı dikkate alınmamıştır. Müvekkil, göreve gelmeden önce işlendiği ileri sürülen veya görev alanına girmeyen işlerden dolayı fail sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır. Görevde olmayan veya göreviyle ilgili olmayan bir kişi, rüşvet veya irtikap suçundan sorumlu tutulamaz; ancak iddianamede bu hukuki donanım eksikliğini görmekteyiz. Müvekkile yöneltilen suçlamalar bakımından sorun hukuki değil, bizce niyete ilişkindir. Eldeki delilden hareketle sorumlu aramak yerine, eldeki sanıklardan hareketle delil toplanmaya çalışıldığı aşikardır. Müvekkil hakkındaki soruşturma maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik değildir. CMK 160/2 uyarınca Cumhuriyet Savcısı’nın şüphelinin lehine olan delilleri de toplaması gerekirken, dün sorduğunuz grup altyapısıyla ilgili mesele bile dosyaya girmemiş; biz uğraşarak bulduk. Keşke dosyada yer alsaydı da en azından bu niyetin olmadığına dair bir bilgi akışımız olurdu diye düşünüyorum. İddianamenin sonuç kısmında sadece aleyhteki hususları değil, lehteki hususları da belirtmek zorundadır. Gelin görün ki; bu iddianameye ve önümüzdeki binlerce sayfaya baktığımızda, maddi gerçeğin araştırılmasına, adil bir yargılama yapılmasına, müvekkil lehine delillerin toplanmasına ve nihayetinde lehe olan hususların belirtilmesine yönelik tek bir cümle, tek bir tespit bulunmamaktadır.”

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunma yaptı.

Şanlıoğlu, savunmasında şunları kaydetti

“Soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan tüm iş ve işlemler, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiştir.

Bu soruşturmanın başından itibaren dosyaya erişim hakkımız kısıtlanmış, soruşturma yaygın tabirle gizli olarak yürütülmüştür. Ancak iddianame 11 Kasım 2025 tarihinde Sayın Mahkemenize sunulduğunda, henüz mahkemenizce kabul değerlendirilmesi yapılmadan, dolayısıyla gizlilik devam ederken bir basın toplantısıyla bu iddianame gazetecilere dağıtılmıştır. Biz müdafiler, süreç boyunca müvekkilimizin ifadesi dışında hiçbir belgeye erişemezken; gerçek olup olmadığı belli olmayan ifadeler —ki burada müvekkilin ailesine dair sorular soruluyor ama cevap veremiyoruz—, arama ve el koyma tutanakları ile iddianamedeki iddialar televizyon kanallarında ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bu nedenle hukuka aykırı bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindeyiz. Tatbik edilen yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin tamamı anayasaya, özellikle de “ölçülülük” ilkesine aykırıdır.

Böyle bir soruşturma sonucunda hazırlanan eldeki iddianame, sağlıklı bir yargılamaya elverişli değildir. İddianamenin iç tutarlılığı ile bir iddianameden beklenen asgari dil ve hukuki temellendirme bu metinde bulunmamaktadır. Şu an hepimizde iki farklı iddianame var: Birisi savcılık tarafından basına sızdırılan, diğeri ise imzalı olarak dosyada bulunan metin. Bu iki metin aynı değil efendim, sayfa sayıları bile farklı. Aynı iddianamede müvekkilin örgüt yöneticisi olarak zikredildiği ve TCK 220/5 uyarınca sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülen fiiller var; ancak hem giriş hem sonuç bölümünde “üye” sıfatıyla cezalandırılması istenmekte. 13 eylemin tamamında durum böyledir. Bazı eylemlerde şüpheli listesinde adı geçen ve somut fiil isnat edilen kişiler hakkında sonuç bölümünde cezalandırma talebi yoktur.

Eylemlerin değerlendirilmesinde görev tanımı ve yetki alanı dikkate alınmamıştır. Müvekkil, göreve gelmeden önce işlendiği ileri sürülen veya görev alanına girmeyen işlerden dolayı fail sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır. Görevde olmayan veya göreviyle ilgili olmayan bir kişi, rüşvet veya irtikap suçundan sorumlu tutulamaz; ancak iddianamede bu hukuki donanım eksikliğini görmekteyiz.

Müvekkile yöneltilen suçlamalar bakımından sorun hukuki değil, bizce niyete ilişkindir. Eldeki delilden hareketle sorumlu aramak yerine, eldeki sanıklardan hareketle delil toplanmaya çalışıldığı aşikardır. Müvekkil hakkındaki soruşturma maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik değildir. CMK 160/2 uyarınca Cumhuriyet Savcısı’nın şüphelinin lehine olan delilleri de toplaması gerekirken, dün sorduğunuz grup altyapısıyla ilgili mesele bile dosyaya girmemiş; biz uğraşarak bulduk. Keşke dosyada yer alsaydı da en azından bu niyetin olmadığına dair bir bilgi akışımız olurdu diye düşünüyorum.

İddianamenin sonuç kısmında sadece aleyhteki hususları değil, lehteki hususları da belirtmek zorundadır. Gelin görün ki; bu iddianameye ve önümüzdeki binlerce sayfaya baktığımızda, maddi gerçeğin araştırılmasına, adil bir yargılama yapılmasına, müvekkil lehine delillerin toplanmasına ve nihayetinde lehe olan hususların belirtilmesine yönelik tek bir cümle, tek bir tespit bulunmamaktadır.”

Tutuklu sanıklar saat 10.10 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı.

İzleyici bölümünden “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sesleri yükselirken Ekrem İmamoğlu saat 10.26’da salona getirildi.

Tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı attı.

İmamoğlu’ndan Gökçe’ye doğum günü kutlaması

Tutuklu İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe salona getirilirken, izleyici sıralarındakiler, “İyi ki doğdun Buğra” diye seslendi.

İmamoğlu da sanık sandalyesine oturmadan önce bugün doğum günü olan Buğra Gökçe’ye sarılarak doğum gününü kutladı.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.